MACHINIC ASSEMBLAGES IN TANPINAR’S POETICS AND NARRATIVES: BETWEEN CONSTRAINT AND CREATIVITY.

This article investigates Ahmet Hamdi Tanpınar’s persistent en—gagement with machinic imagery and concepts, illuminating the interplay between human creativity, technological structures, and societal systems. Drawing on Deleuze and GuaAari’s notion of assemblage, it argues that Tanpınar’s portrayal...

Descripción completa

Detalles Bibliográficos
Publicado en:Turkbilig/Turkoloji Arastirmalari Dergisi no. 49; pp. 399 - 428
Autor principal: ALTUĞ, Fatih
Formato: Artículo
Publicado: Turkbilig/Turkoloji Arastirmalari Dergisi 2025
Materias:
Acceso en línea:Ver este registro en EBSCOhost
Descripción
Sumario:This article investigates Ahmet Hamdi Tanpınar’s persistent en—gagement with machinic imagery and concepts, illuminating the interplay between human creativity, technological structures, and societal systems. Drawing on Deleuze and GuaAari’s notion of assemblage, it argues that Tanpınar’s portrayal of machines transcends metaphor, functioning as dynamic systems of heterogeneous interactions that transform poetic, narrative, and social processes. His works conceptualize poetry as a “fluid alloy” of interconnected elements, resembling an organism where rhythm, atmosphere, and coherence emerge through assemblages of words, emotions, and images. Similarly, the short story and the novel become machinic spaces where fragmentary flows are recombined to generate narrative and subjective transformation. Tanpınar’s critique of mechanization balances this creative vision with an awareness of its constraints. Molar machines, exemplified by rigid societal and institutional systems, impose standardization and suppress individual agency, as seen in his depictions of automaton-like characters and bureaucratic life. Yet, molecular flows —fluid, transformative forces within machinic assemblages— offer moments of aesthetic and existential innovation, highlighting the tension between stability and creativity. By situating Tanpınar’s vision of machinery within Deleuze and GuaAari’s framework, this study reexamines his contribution to Turkish modernism, revealing literature as a site of perpetual negotiation between mechanized control and creative potential. Through this lens, Tanpınar’s works underscore how assemblages mediate identity, culture, and artistic production, positioning the machine as both a site of constraint and a catalyst for transformation.
Bu makale, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın makine imgeleri ve kavramlarına yönelik yoğun ilgisini insan yaratıcılığı, teknolojik yapılar ve toplumsal sistemler arasındaki etkileşimi odağa alarak incelemektedir. Deleuze ve GuaAari’nin “terkip” (assemblage) kavramından hareketle, Tanpınar’ın makineleri yalnızca birer metafor olarak ele almadığını, aksine şiirsel, anlatısal ve toplumsal süreçleri dönüştüren heterojen etkileşim sistemleri olarak kurguladığını öne sürmektedir. Onun eserlerinde şiir, kelimeler, duygular ve imgeler arasındaki ilişkilerden doğan bir bütünlük içinde, ritim ve atmosferin örgütlendiği “seyyal bir halita” olarak tasavvur edilir. Benzer şekilde, öykü ve roman da parçalı akışların yeniden düzenlenerek anlatısal ve öznel dönüşümlere imkân tanıdığı makinesel mekânlara dönüşmektedir. Tanpınar’ın makineleşmeye dair eleştirisi ise bu yaratıcı imkânı, mekanizmanın sınırlarına dair bir farkındalıkla dengelemektedir. Katı toplumsal ve kurumsal sistemler tarafından temsil edilen molar makineler, standartlaşmayı dayatarak bireysel edimi bastırırken, otomat benzeri karakterler ve bürokratik yaşamın betimlemelerinde bu dinamik açıkça gözlemlenmektedir. Öte yandan, moleküler akışlar, yani makinesel terkiplere içkin akışkan ve dönüştürücü güçler, estetik ve varoluşsal yenilenme anlarına zemin hazırlar ve istikrar ile yaratıcılık arasındaki gerilimi görünür kılar. Tanpınar’ın makine tasavvurunu Deleuze ve GuaAari’nin çerçevesi içinde konumlandıran bu çalışma, onun Türk modernizmine katkılarını yeniden değerlendirme imkânı vermektedir. Edebiyatın, makineleşmiş denetim ile yaratıcı potansiyel arasındaki sürekli müzakere alanı olarak işlediğini göstererek, Tanpınar’ın eserlerinde terkiplerin kimlik, kültür ve sanatsal üretimi nasıl biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır. Böylece, makine hem bir sınırlandırma alanı hem de dönüşümün tetikleyicisi olarak konumlanmaktadır.