NEOADJUVAN KEMORADYOTERAPİ UYGULANAN GERİATRİK REKTUM KANSERLİ HASTALARDA PROGNOSTİK FAKTÖRLER - TEK MERKEZ ÇALIŞMASI.

Giriş-Amaç: Rektum kanseri (RK), tüm kanser vakalarının %9,7'sini oluşturan bir kanserdir. İlerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı artmaktadır. Bu çalışmada kliniğimizde neoadjuvan kemoradyoterapi (KRT) uygulanan geriatrik vakalarda sağkalımı (SK) etkileyen prognostik faktörlerin belirlenmesi amaçl...

Descripción completa

Detalles Bibliográficos
Publicado en:Turkish Journal of Oncology / Türk Onkoloji Dergisi Vol. 40; pp. 27 - 30
Autores principales: Başaran, Özlem Apsar, Bakka, Bekir Hakan, Elmas, Özlem
Formato: Journal Article
Publicado: KARE Publishing 2025 Supplement
Acceso en línea:Ver este registro en EBSCOhost
Descripción
Sumario:Giriş-Amaç: Rektum kanseri (RK), tüm kanser vakalarının %9,7'sini oluşturan bir kanserdir. İlerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı artmaktadır. Bu çalışmada kliniğimizde neoadjuvan kemoradyoterapi (KRT) uygulanan geriatrik vakalarda sağkalımı (SK) etkileyen prognostik faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Neoadjuvan KRT uygulanan 65 yaş üstü RK tanılı 95 hasta çalışmaya dahil edildi. Postoperatif KRT uygulananlar, palyatif tedavi verilenler, KRT sonrası takibi olmayanlar çalışma dışı bırakıldı. Çalışmada cinsiyet, yaş, klinik evre, eş zamanlı kemoterapi (KT), tanı anındaki CA19-9, CEA değerleri, albümin/total protein ve hemoglo-bin/albümin oranı, KRT-operasyon arasındaki süre, operasyon şekli (LAR/APR), postop patolojik evre, cerrahi sınır, lenfovasküler invazyon (LVİ), perinöral invazyon (PNİ), grad, tutulu/diseke lenf nodu oranı ve tümor lokalizayonunun genel sağkalım (GSK), uzak metastazsız sağkalım (UMSK), lokal rekürrenssiz sağkalım (LRSK) ile ilişkileri incelendi. Değişken gruplar arasında karşılaştırma Kaplan-Meier yöntemi ve log-rank testiyle, SK sürelerini etkileyen risk faktörlerini belirleme Cox regresyon analizleriyle yapıldı. Bulgular: Ortanca yaş 73 (65-94 yaş) idi. Hastaların %66.32'si erkekti. RT dozları 25 Gy/5 fr veya 50-50.4 Gy/25-28 fr idi. Tanıda T evresi Tx, T2, T3 ve T4 olarak sırasıyla; %1.05 (n=1), %26.32 (n=25), %55.79 (n=53) ve %16.84 (n=16); tanıda N evresi Nx, N0, N1 ve N2 olarak ise; %1.05 (n=1), %58.95 (n=56), %35.79 (n=34) ve %4.21 (n=4) idi (Tablo 1). Postop evreleme sonucunda T evresi için %32.63 (n=31), N evresi için %28.42 (n=27) hastada gerileme saptandı. Grad 1, 2 ve 3 tümörlerin tespit edildiği hastaların sırasıyla; %45.45 (n=15)'inde, %25 (n=15)'inde ve %50 (n=1)'sinde T evresinde gerileme gözlenirken, Grad 1 ve 2 tümör saptanan hastaların; %36.36 (n=12)'sında ve %25 (n=15)'inde N evresinde gerileme görüldü. Grad ile T ve N evrelerinde gerileme durumu arasında anlamlı ilişki bulunmadı. GSK analizinde, yaşı 77'nin altında olanlar (p=0.006), eş zamanlı KT alanlar (p=0.002), tanı anında CA19-9 değeri <23 olanlar (p=0.001) ve cerrahi sınırı negatif olanların (p<0.001) GSK'ı daha uzun bulundu (Resim 1) (Tablo 1). Tek değişkenli Cox regresyon analizinde, GSK üzerinde anlamlı etkisi tespit edilen risk faktörleri; yaş, (p=0.002), eş zamanlı KT (p=0.004), CA19-9 değeri (p=0.009) ve cerrahi sınır durumu (p<0.001) olarak belirlendi (Tablo 2). Çoklu Cox regresyon analizinde, yaş (p=0.007), eş zamanlı KT (p=0.009), CA19-9 değeri (p=0.004), cerrahi sınır (p=0.001) ve LVİ (p=0.048) anlamlı değişkenler bulundu. LRSK için yapılan analizde, PNİ anlamlı bir risk faktörü olarak belirlendi (p=0.023). UMSK için yapılan analizde, cerrahi sınır negatif (p=0.018) ve LVİ negatif (p=0.038) hastalarda UMSK'ın daha uzun olduğu tespit edildi (Resim 2). Tek değişkenli Cox regresyon analizinde, cerrahi sınır (p=0.033) ve LVİ'nin (p=0.044) UMSK üzerinde anlamlı bir etkiye sahip oldukları bulundu. Çoklu Cox regresyon analizinde, eş zamanlı KT varlığı (p=0.024), tanıda CA19-9 değeri (p=0.012) ve LVİ varlığı (p=0.013) anlamlı olarak belirlendi (Tablo 3). RT bitme tarihi ile operasyon tarihi arasında geçen sürenin T ve N evrelerinde gerileme durumuyla arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı saptandı. Albumin/total protein oranı ve Hb/albümin oranlarının sağkalım anlamında prognostik bir önemi saptanmadı. Sonuç: Geriatrik hastalarda yapılan bu çalışmada genel hasta popülasyonu ile benzer prognostik sonuçlar bulundu.